ETİKETLER

İLGİLİ YAZILAR

PAYLAŞ

Ece Vahapoğlu’nun Nepal Gezisi

 NAMASTE!

Özellikle son birkaç yıldır yöneldiğim ve içselleştirdiğim ruhsal gelişim ve aktif sportif hayatım için herhalde Nepal’e gitmek biçilmiş kaftandı. Dünyada gitmek istediğim ülkeler arasında ilk sıralarda yer alan bu uzak diyara nihayet gidebildim. Ruhumu dinledim, işten güçten uzaklaştım, gerçekten istedim ve tek başıma gittim.

Sunuculuklar, projeler, koşular, yarışlar derken seçtiğim bu yoğun hayatın bir bölümünü sadece kendime ayırmak istedim. Aylar öncesinden Nepal için en doğru mevsimi (Ekim & Kasım yüksek sezon) belirleyerek uçak biletimi ayırdım. Haftalarca gezilmeyi hak eden Nepal için sadece beş günlüğüne de olsa ajandamı boş bıraktım. Spiritüel çalışmalarımda öğrendiğim “akışa bırakmak” kavramını burada iyice uygulamaya başladım. Nepal için tam plan yapmadım. Bu mistik ülkede öyle çok seçenek var ki. Hangi birini seçip de kısacık seyahatime sığdırayım ki? Başkent Katmandu’daki tarihi tapınakları mı, Everest’te trekking mi, Buda’nın doğduğu Lumbini mi, vahşi hayvanlarıyla ünlü Chitwan Parkı mı? Hepsi birbirinden ayrı yerlerde. Km’sine göre saatler süren karayolunu tercih etmeme uyarısını aldım. Hava koşulları da uçuşları etkilediği için neresi kısmetimse orayı görürüm, dedim.

Özellikle benim gibi planlı çalışmayı ve yaşamayı seven biri için öğrenilmesi gereken ‘ders’ içeren bir yolculuk olacağına emindim.

Nepal uçuşlarında, hava şartlarından dolayı, genelde rötar var. Türk Hava Yolları ile İstanbul’dan Katmandu’ya 7 saatlik uçuşla direkt giderken 4 saat rötar yiyerek başladı yolculuğum. “Akıştayım” deyip sakinleştirdim kendimi. Sabır erdemini öğrenmem için harika bir fırsat! Zaten gezi sonunda buradaki yaşam dersimizi hemen anladım; “Akışa doğa karar verir! Sabret ve akışa teslim ol!”

 

TAPINAKLAR DİYARI

 

Nepal’in başkenti Katmandu Vadisi Unesco Dünya Kültür Mirası olan üç eski krallık şehrinden oluşuyor; Katmandu ve kardeş şehirler Bhaktapur ve Patan. Birbirlerine yaklaşık yarım saatlik mesafede olan bu üç şehirde de açık müze şeklinde 12.-18. Yüzyıllar arasında inşa edilmiş tapınak ve sarayların bulunduğu tarihi ‘Durbar Square” yani ‘Saray Meydanı’ var. Meydana girişte yabancı turistler 5 dolar ödüyor; yerel halka serbest. Fakirlik, ortada dolanan çocuklar, baharat ve tütsü kokusu, toz duman hemen dikkatinizi çekiyor. Sık elektrik kesintisi de cabası.

Her türlü bütçeye göre otel var; 5 yıldızlı otellerin gecelik oda ücreti 140 dolar civarında.

Şehirde trafik kuralları geçerli değil; trafik İngiltere’deki gibi soldan akıyor ama bolca bulunan motosiklet ve otomobil sürücüsü sanki istedikleri şeritten gidiyor gibi umursamazlar. Yollar asfalt değil; kaldırım pek yok; dolayısıyla şehir toz içinde ve kirli. Bu nedenle sık rastladığım yüz maskesi takanlardan biri de ben oldum ve şehirde dolaştığım sürede tozdan etkilenmemek için maske taktım.

Katmandu’nun alışveriş cenneti Thamel; renk cümbüşü içinde tütsüler, Buda heykelcikleri, dağ keçisi tüyünden yapılan şık paşminalar, ahşap eşyalar ve North Face, Columbia gibi markaların hem orijinal hem Çin malı taklitleri trekking için sayısız ürünler… Thamel bölgesi ayrıca turistik restoranların bulunduğu merkezi de bir yer.

Katmandu’da mutlaka görülmesi gereken bir yer de, Maymun Tapınağı olarak ün salan Budistlerin hacı olmak için de geldikleri Swayambhunath tapınağı.

Maymunların yoğun yaşadığı bu etkileyici tapınak bölgesinde siz maymunları rahatsız etmedikçe onlar da size saldırmıyor. Onlar kendi havalarında, sürekli besleniyorlar gibiler.  Bu büyük Budist tapınağına 365 basamak merdiven çıkarak ulaşıyorsunuz; gayet iyi bir egzersiz. Tapınakların etrafında dua tekerlekleri ve renkli dua bayrakları var. İnançlarına göre; üzerinde Budha mantraları yazılı dua tekerlekleri döndürüldüğünde bu kadim bilgiler dünyaya yayılıyor. Tepede kurulu bu tapınağın terasından Katmandu’nun panoramik manzarasını seyredebilirsiniz.

 

MİSTİK ÜLKE

Dünyanın bu taraflarını ziyaret edenlere bilmeyenler hemen “Budizm’e merak saldı” gibi ‘dini’ klişeler söyler. Halbuki Budizm, Sufizm…vb hepsi birer felsefedir ve insanları iyiliğe ve BİRliğe yönlendiren benzer yaklaşımları vardır. Mesela, her ne kadar çokça Budist tapınakları olsa da Nepal halkının dininin yüzde 80 Hindu, Budist 18, azınlıkta Müslüman ve Hrıstiyan olduğunu biliyor muydunuz?

 

Kırmızı etin pek yenmediği bir ülke; inek/dana eti yenmiyor. Çünkü inek ve maymun reenkarnasyona inanıldığı için kutsal hayvanlar. Ölüm bizdeki gibi çok acı bir durum değil; Karma’ya inanıldığı için insan öldüğünde ya hayvan ya insan olarak nasılsa yeniden doğacak inancı hakim.

 

Kadınları daha dini oldukları için halkın yüzde 30’u vejeteryan; geriye kalanların çoğu da tavuk ve balık eti yiyor. Kadınların burada pek adı yok ne yazık ki; mesela daha 2005 yılında 35 yaş altı kadınlar kocası ve ailesinin izni olmadan pasaport alma hakkına kavuştu.

 

Halk iyi niyetli ama cahil; okuma yazma oranı yüzde 49; kadınlar da bu oran yüzde 35. Kadınların erkek çocuk doğurması bu ülkede kız çocuğu göre daha prestijli; hatta eğer bir kadın kocasına 10 sene içinde çocuk doğuramazsa erkeğin 2.kadın alma hakkı bile var.

 

Halk genel olarak üç kasta ayrılıyor; Brahmanlar, Budistler ve Newariler. Brahmanlar (Nepal ve Hindistan’da üst aile) alkol ve kırmızı et tüketmiyor.

 

Resmi dil Nepalce olsa da nüfusun yarısı konuşuyor. 100’e yakın farklı dil ve diyalekt konuşuluyor. Her ziyaretçinin hemen kaptığı selamlama kelimesi “Namaste” nin bence çok hoş bir anlamı var. Ellerini önde birleştirerek “Ruhumdan ruhuna” veya “sendeki Tanrı’yı selamlıyorum” demek.

 

Öte yandan, gay evliliği yasal. Doldurduğum vize formunda da gördüğüm üzere, cinsiyet seçenekleri erkek/kadın/diğer şeklinde.

 

NEPAL’DE SPİRİTÜELİZM VE TREKKİNG

 

Nepal’e iki sebepten dolayı geliniyor; ya spiritüel ya da Himalayalar’da trekking için.

 

Yoga ve meditasyon da son derece ilgimi çekti ancak sporu hayatının önemli bir yerine koymuş biri olarak, Nepal’e gelmişken Himalayalar’a çıkmadan olmazdı. Beni en çok Everest heyecanlandırıyordu. Dağcı olmasam da pek çok turist gibi dağlarda trekking yapabilirdim.

 

DÜNYANIN EN TEHLİKELİ HAVAALANI

 

Katmandu’dan 20 kişilik küçük iç hat uçuşuyla yarım saat süren ama üç saat rötarla, Everest’e tırmanmaya gelmiş dağcıların ilk vardıkları nokta olan Lukla Havaalanı’na geçtim. Dünyanın en ağır meteorolojik ve coğrafi koşullarına sahip havaalanı Lukla (pist sadece 350 metre!) dünyanın en tehlikeli havaalanı olarak geçiyor. Dağların arasından bir boğazdan geçerek 2900 metre yükseklikteki kısacık piste iniliyor.

 

Dünyanın en yüksek sıradağları olan görkemli Himalayaları ve gökyüzünü epey yakından görmek müthiş; bulutların üzerindeyim hissini tam anlamıyla yaşadım.

 

Koşturmalı yaşantım Nepal gibi bir yerde de sürdüğü için insanların genelde haftalarca kaldığı yere ben sadece beş günlüğüne gelince pratik çözümler bulmak durumundaydım.

 

Dünyanın en yüksek zirvesi 8.848 metrelik Everest Dağı’nı uzaktan endamıyla görmek için bile belirli bir yere kadar gitmeniz gerekiyor. Yükseğe çıktıkça azalan oksijene ve hava basıncına alışmak için 5.364 metredeki ‘Everest Base Camp’ dağcıların dinlenme yeri. 2.900 metredeki Lukla Havaalanı’ndan buraya çıkıp inmek sadece 15 gün sürüyor.

 

EVEREST’TE KAHVALTI

 

Everest maceramı hızlandırmak için ilk olarak Lukla Havaalanı’ndan özel bir helikopterle 10 dakikada (yürüyerek 4 gün süren) 4.600 metreye çıktım. Kongde Ri bölgesindeki butik otelde, Everest’e bakan hafif karlı muhteşem manzarada, şapkam, rüzgar ve yağmur geçirmeyen montum, botlarım, eldivenlerimle kahvaltı yaptım. Kahvaltı kişibaşı 100 dolar ama helikopterle oraya çıkmak 1.500 dolar.

Bu yüksekliklerde bir risk var; kısaca AMS denilen (Acute Mountain Sickness) yüksek rakımda oksijen azlığından dolayı vücudun değişen nefes ve nabza verdiği hastalık tepkisi. Genelde 2.500 metreden sonra insanlar tepki vermeye başlıyor. Vücudunuzun o yükseklikte azalan oksijene adapte olması gerekiyor. Neyseki olumsuz bir etki yaşamadım.

Everest’te kahvaltı hayatımda yaşadığım en güzel deneyimlerden biriydi; sadece yarım saat kalabildik. Evlenme teklif edeceklere buranın oldukça ilginç ve hoş bir alternatif olduğunu söyleyebilirim. Kahvaltıdan sonra yakışıklı Amerikan pilotum beni bir sonraki durağımız olan 4.000 metredeki Tengoche Tapınağı’na indirdi.

 

EVEREST’TE TÜRK BAYRAĞI

 

Sadece 35 rahibin yaşadığı bu Budist manastırında 17.yüzyılda meditasyon yapıyorlarmış; ben de içeriyi gezip ruhsal dünyayla biraz bağlantı kurduktan sonra, Everest Dağı’nı arka fona alıp üşenmeden yanımda taşıdığım Türk Bayrağı’mı sırt çantamdan çıkardım ve toprağa diktim. Zaten sosyal medyada o fotoğrafı paylaşınca takipçilerimde de büyük bir coşku oluştu.

 

Daha sonra helikopter beni 2.600 metrede bir alana bırakıp kayboldu. Lüks trekking deneyimimin ardından sırt çantamla dağcı metotlarına geçtim. Orada buluştuğum rehber ile birlikte 5.5 km’lik yokuş yukarı bizi 2.800 metreye çıkaracak bir trekkinge başladım. Olağanüstü dağ ve doğa manzaraları, renkli dua bayraklarıyla küçük tapınaklar, birkaç kilometrede bir çay kahve içebileceğiniz kafemsi mekanlar beni büyüledi. Genelde 3 saat süren yolu aşağısı ürkütücü görünen 100 metre yüksekteki sallanan köprülerden de güle oynaya geçerek 2 saat 15 dakikada bitirerek rehberimi şaşırttırken buralara bir daha gelip adamakıllı uzun trekking yapmaya karar verdim.

 

Himalayalar’da trekkinge genelde Amerikalı, İspanyol, Alman, İngiliz, Fransız ve Rus turist geliyor. Yol boyunca çeşit çeşit insanla karşılaştım.

 

Bu yollarda sırtında yük taşıyan adamlar görüyorsunuz; genelde dağdaki otel ve teahouse denilen kafelere yiyecek içecek taşıyan bu kişiler baş, boyun ve sırtlarını kullanarak 50-100 kg taşıyarak yürüyorlar. Ülkedeki yoksulluğu ve işsizliği göz önüne serecek bir örnek vermek gerekirse; bir hamal gün boyunca sırtında 50 kg eşya taşıması için 10 dolar alıyor. Rehberim günlük 15 dolar alıyor.

 

Günlerce trekking yapıp kendi çadırınızda kalmazsanız her gece konaklayabileceğiniz yemekli mekanlar mevcut. Birkaç düzgün otelde yemek dahil geceliği 100 dolara kalabiliyorsunuz; ama pilav, mercimek ve sebze ağırlıklı basit yemekler sunan fiks menülü uygun yerler de var.  Fiks yemekler ortalama 5-10 dolar.

 

Aynı şekilde şehirde de haftada 5 gün eve gelen gündelikçi ayda 160 dolar alıyor; yani günlüğü 8 dolara geliyor. Turist rehberleri 10 dolar alıyor. Evinize gelen fitness veya yoga hocası da ders başına 8 dolar alıyor.

 

BİR’LİK

 

Bazı yönleriyle sefaletin içindeki bu mistik ülke şükretmeniz, kendinizi bulmanız ve yaşama sevinciyle dolup umutlanmanız için bir fırsat.

 

Nepal’de karşınıza çıkan ruhsal semboller 3.göz ve Bir’liği anlatıyor. Umarım siz de ruhunuzu dinler ve sadece dünyayı gördüğümüz iki gözün yanısıra farkındalığımızı artıran 3.gözümüzü sevgiyle açar ve bu evrende bir olduğumuzu hatırlarız.