ETİKETLER

İLGİLİ YAZILAR

PAYLAŞ

Yaşama Koşmak!

Yaşama koşmak!

Koşmak hemen hızı çağrıştırıyor; belki terlemek, belki yorulmak, nabız atışlarının artması, nefes nefes kalmak, doğayla bütünleşmek, hedefe doğru ilerlemek, başarı ipini göğüslemek… Bunlar tabii benim imgelerim… Herkesin hayal dünyası, düşünce yapısı çeşit çeşittir.

Koşmak sizde neleri çağrıştırıyor?

Mesela, illa bir hedef olması şart mı? Yoksa sadece özgürce koşmak da yeterli mi?

Şirketlerde hep belirli hedefler vardır; rakamlar, cirolar yazılır çizilir. Toplu bir hedef belirlenir. O sayılara ulaşmak için hem birey hem topluluk olarak çalışılır. Rakamların yanısıra marka imajı da önemlidir. O algı için de çalışılır, projeler üretilir, uygulanır.

Madem hedefler sadece bireyler için geçerli değil; kalabalıkları barındıran şirketler için de varlar; neden tüm dünya için de ortak hedeflerimiz olmasın?

Kimilerinize göre bu iyimserlik fazla Pollyanna’cı, kimine göre belki bir güzellik yarışması finalistinin verdiği tipik iyi niyet cevabı gibi bile gelebilir, “World peace- Dünya barışı”

Kişisel hedeflerden arındığımız, egoları bir yana bıraktığımız, tek kendimiz için değil, herkes için iyi olanı dilediğimiz zaman bu dünya daha güzel bir yer haline gelecek. Mutluluk oyununu hep birlikte neşe içinde oynayacağız.

Zaten bu dünyaya gelme amacımız nedir ki? Mutlu olmaktan başka… Hep mutluluğun peşinde koşmuyoruz mu? İşimiz, gücümüz, ailemiz, hedeflerimiz sonunda hep “mutluluk” için. Öyleyse maddesel detaylara fazla takılmadan, biraz da iç dünyamıza dönüp o kutsal bağlantıyla yeniden  yaklaşmaya ne dersiniz?

Bunu dışarıdan oldukça yoğun görünen biri olarak söylüyorum; inanın yetişmeyecek iş, halledilmeyecek mesele yok! Yeter ki önceliğinizi iç huzurunuza ve oradaki gerçek mutluluğa verin!

Tüm dünya için ortak hedefimiz neler olmalı? Orada da hemfikir olabilir miyiz acaba? Mutluluk, huzur, sevgi, saygı…

Birbirimize anlayış gösterirsek, herşeyi ve herkesi olduğu gibi kabul edersek, evrenin akışına teslim olursak, geçmiş ve geleceği kurcalamadan An’a odaklanırsak, yaşam çok güzel akar gider. Her başımıza geleni, her gördüğümüzü, duyduğumuzu, düşündüğümüzü ‘iyi’ veya ‘kötü’ diye etiketlemesek, hayata fazla anlam yüklemesek, zihnimizi özgürleştirsek üzerimizden büyük yükler kalkar. Kurtuluruz!

Özgürlük dediğimiz şey aslında bir zihin durumu. Önce kendimizi, duygu ve düşüncelerimizi özgürleştirmeliyiz. Hayat zaten kaderin bir parçası olarak gelip geçiyor… Ne olması gerekiyorsa zaten oluyor. Ne yaşanacaksa yaşanıyor. Kabul vermek en rahatı…

Kabul vermek demek yan gelip yatmak değil elbette; içimizin sesiyle bu hayattaki sorumluluklarımızı yerine getirmek, çalışmak, bedenimize ve ruhumuza iyi bakmak, çevreye saygılı ve sevgi dolu olmak…

Koşmak, koşmak, koşmak… kendini yormadan, daha fazla güzel enerji yaratmak adına…koşmak, yaşama koşmak…ve doyasıya yaşamak…

Sevgiyle…

Ece Vahapoğlu